Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us < SULTANLAR KÖYÜ - Blogcu



Blogcu - Turkce ucretsiz blog Guncel bloglar Aktif blogcular Ucretsiz blog

href="http://sultanlarkoyu.blogcu.com">

Cemiyete Rahmet Olan Fakirler

Cemiyete Rahmet Olan Fakirler
Aramızda öyle garipler vardır ki, bazen insanlar onlara selam vermeye tenezzül etmez. Halbuki Allahu Teala onların sebebiyle yeryüzüne yağmur yağdırmakta, rahmet indirmekte, müminlere manevi yardım etmektedir. Ashabtan Sehl b. Sa‘d es-Sâidî [r.a] anlatıyor: “Hz. Rasulullah‘ın [s.a.v] meclisine bir adam uğradı. Efendimiz [s.a.v] yanında oturan sahabîye:

- Bu nasıl birisidir? diye sordu. O da:

- Mal ve itibar olarak insanların en ileri gelenlerindendir. Vallahi bu adam bir kadına talip olsa onu hemen kendisine verirler, birisinin işi için aracı olsa aracılığını kabul ederler, bir konuda söz söylese sözünü dinlerler, dedi. Rasulullah (s.a.v) sukut etti. Sonra meclise bir adam daha uğradı. Efendimiz (s.a.v):

- Bu adam nasıl birisidir? diye sordu. Sahabî:

- Ya Rasulallah! Bu adam müslümanların fakirlerinden birisidir. Bir kadına talip olsa onu kendisine vermezler, bir iş için aracı olsa itibar etmezler, bir konuda görüş bildirse sözünü dinlemezler, dedi.

O zaman Rasulullah (s.a.v):

- Bu fakir adam, şu ilk bahsettiğin tiplerin bir dünya dolusundan daha hayırlıdır, buyurdu.(1)

Allah katında kıymet ve itibar kalıba değil kalbe, süse değil edebedir. Halkın kendisine imrendiği öyle zenginler ve görünüşte efendiler vardır ki, yeryüzü onlar yüzünden fitne ve fesatla dolmaktadır. Yine bu halkın içinde öyle fakir ve sade görünümlü insanlar vardır ki, cemiyetin üzerine inecek nice ilâhî azapların kaldırılmasına vesile olmaktadırlar. Rasulullah Efendimiz (s.a.v) bize bu tür insanları şöyle tanıtmıştır:

“İnsanların zahiren fakir ve garip görerek itibar etmediği ve asıl kıymetini bilmediği öyle kullar vardır ki, insanlar onların yüzüne kapılarını kapatırken, Allahu Teala onlara karşı bütün rahmet ve icabet kapılarını sonuna kadar açık tutar; ne isterlerse geri çevirmez.“(2)

Bu sadık insanlar Allahu Teala‘dan, O‘nun sevgi ve rızasından başka bir şey istemezler. Yine hadis-i şerifte belirtildiği gibi onların hatırına, diğer insanlar rızka, rahmete ve manevî yardıma kavuşur. (3)

Fakirlikten Allahu Teala‘ya sığınsak bile fakirleri bağrımıza basmalıyız. Onları sevmeliyiz. Onlarla oturup sohbet etmeli, beraber yemek yemeli, hiç bildirmeden ve üzmeden ihtiyaçlarını gidermelidir. Onların dâvetine icabet etmelidir. Fakiri sevmeyenin imanı olgun değildir. Fakirleri sevmeyenler Allah dostu olamazlar. Onların sevgisi insandaki kibir ve benlik gibi en azılı hastalıkları ortadan kaldırır. Onları seveni Allah ve Rasulü de (s.a.v) sever. Bu sevgi, sahibini Cennet‘e götürür.

Cenab-ı Hak mahzun ve kırık gönüllere rahmet ve merhamet nazarıyla bakmaktadır. Mahzun gönülleri memnun edenler, en zor anlarında Allahu Teala‘nın özel yardımına kavuşurlar.

Fakirlerini üzen bir millet şeref içinde yaşayamaz. Fakir ve yetime ilgisiz kalıp hep nefsinin keyfini düşünenlerin durumu ne kötüdür! Kur‘an-ı Hakîm‘in belirttiği gibi Cehennem ehline:

-
Sizi bu ateşe sokan sebep nedir? diye sorulunca, onlar şu cevabı verirler:

- Biz namaz kılmazdık. Yoksulu doyurmazdık. Bâtıl ve kötü işlere dalanlarla beraber olurduk. Ahiret gününü yalanlardık.(4)

Fakirlerin itibar edilmediği evlere ve meclislere rahmet inmez. Melekler girmez. Fakirlerle aynı meclisi paylaşmayan kimsede hayır yoktur. Şu ibretli hâdiseye bakınız:

Fakir müslümanlarla aynı mecliste oturmaktan sıkılan ve utanan Kureyş zenginleri, Rasulullah (s.a.v) Efendimize:

- Ey Muhammedi Sen kavmin içinde şu fakir ve zayıf insanlarla beraber olmaya mı razı oldun? Onları yanından uzaklaştır da seninle oturup konuşalım. Biz gidince onlarla oturursun. Biz Arabın en ileri gelen eşrafıyız. Dediğimizi yaparsan belki sana uyarız, teklifinde bulundular. O zaman Allahu Teala :

“Rabbinin rızasını arayarak sabah akşam ona dua (ve kulluk) edenleri sakın yanından kovma. Onları yanından uzaklaştırırsan zalimlerden olursun.“(5)

Ayetini indirdi. Yine şu ayet de bu konuda inmiştir: “Rabbinin rızasını isteyerek sabah akşam ona dua edenlerle bulunmaya sabret. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözünü onlardan ayırma. Kalbini zikrimizden gafil kıldığımız, hevâsına tâbi ve bütün işi aşırılık olan kimseye uyma!“ (6)

Bu ayetler, bizzat Efendimize hitap ederek inmiştir.(7)

Ebu Saîd el-Hudrî (r.a) anlatıyor:

“Muhacirlerin fakirlerinden bir grupla birlikte .oturuyordum. İçlerinden bazıları üzerlerinde yeterli elbise bulunmadığı için, diğerinin fazla elbisesi ile açık yerlerini örtüyordu. Onlardan birisi bize Kur‘an okuyordu. O esnada Rasulullah (s.a.v) çıkageldi. Yanımızda durdu. Kur‘an okuyan zat, Efendimizin (s.a.v) baş ucumuzda ayakta durduğunu görünce okumayı kesti. Rasulullah (s.a.v) selam verdi ve sonra:

- Ne yapıyordunuz? diye sordu. Biz de:

- Ya Rasûlallah! Şu zat bize Kur‘an okuyor, biz de dinliyorduk, diye cevap verdik. O zaman:

- Bana, ümmetim içinde kendileriyle birlikte bulunmam emredilen kimseleri yaratan Allah‘a hamd olsun, buyurdu.

Sonra, bizden birisi gibi aramıza oturdu. Eliyle ‘halka yapın‘ diye işaret etti. Orada bulunanlar halka hâlini aldılar. Hepsinin yüzü Efendimiz tarafından gözükecek hâle geldi. Öyle zannediyorum ki, Allah Rasulü onların içinde benden başkasını yakinen tanımıyordu. Sonra şöyle buyurdu:

- Ey fakir Muhacirler! Kıyamet günü elde edeceğiniz nurla gözünüz aydınlık olsun. O gün insanların zenginlerinden kıyamet günüyle yarım gün önce Cennete girersiniz. Bu da beşyüz sene eder. (8)

Fakiri görünce gönlü daralan müminin imanı zayıf, kalbi dar, aklı kıttır, iffetli ve edepli fakirler, zenginler için en büyük bir ganimettir. Zengin kimse, Allah rızası için bir fakir veya yetimi sevindirmekle, dünya ve ahiretin bir çok azabından kurtulabilir. Bununla ilgili birçok müjde vardır. Fakir ve yetimler, kendilerini hoş tutan fertler için ilâhî rahmeti çeken bir kapı ve Rabbânî azabı engelleyen bir kalkan durumundadırlar.

Fakir cemiyet için bir yük değil süstür. Onların yeri meclislerin gerisi değil baş köşesidir. Onlar kendilerine hizmet edilecek birinci sınıf insanlardır.

Fakir müminleri hor görenler ve onlarla alay edip hallerine gülenler, hakir bir şekilde zillet içinde ölürler ve ahirette bunun cezasını çekerler. (9)

İHLAS

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

ALLAHA (CC)HAMD Peygamberine salat ve selam olsun.
ZÜMER suresinin üçüncü ayetinde ALLAH (CC)şöyle buyurmuş: “Gerçekten halis din ALLAHINDIR“..
HAZRETİ ALİ(RA)şöyle buyurmuş: "Amelin azlığına bakmayın, Amelin kabul edilenine, Çünkü efendimiz MUAZA (RA)şöyle dedi : “Ameli ihlas la yap, azı kafi gelir sana”...
YAKUB MEKFUF (RA): “İHLASLI olan kimse ,günahlarını gizlediği gibi ha senelerini gizleyen kimsedir”...
Kul çok dikkat etmelidir ,Amelini beğenmemelidir .
İMAMİ gazali (RA)şöyle buyurmuş: “Çok amel var ki insan kendini o amelde yorar ve o amelden fayda görmez, işte o amel ALLAH rızası için olmayan ameldir”...
ENES BİN MALİK(RA) PEYGABER EFENDİMİZ(SAS)den şöyle rivayet etmiş: “Üç kimse var ki hiç bir Müslüman’ın kalbi hıyanet etmez ,ihlasla amel edene .Amirlere nasihat edene .Müslüman bulunana“...
ABA ALİ (RA): ”İHLAS,sadece Allah için amel etmektir ve sırf ibadetiyle Allah a (cc) için olmalıdır ,insanların övgüsünü kazana bilmek için olmamalıdır“...
İnsanlar için, kişi amel yaptığı zaman ALLAH (CC) sevabı olmaz .
ALİ(RA): “Riyakarın dört alameti var.
1)Tek başına olduğu zaman amelde tembellik yapar.
2)İnsanların yanında çok çalışkan olur.
3)Ameli için övülürse amelini attırır.
4)Ameli için kötülenirse amelini eksiltir”...buyurdu .
”Bazı büyükler”kişi amelinde ki edebi çobandan örenmelidir, çünkü çoban hayvanlarının yanında namaz kılarken hayvanlarından bir övgü beklemez”
FAKİH (RA): ”Kim ki amelinin sevabını, ahrette istiyorsa,ameli gösterişten uzak olmalı,ve yine yaptığı unutmalıdır,çünkü amelini hatırladığı zaman amelini beğenir ve bu şekilde ameli batıl olur .
Büyükler: ”İbadetin sevabını korumak ibadeti yapmaktan zordur ,ibadet cam misalidir. Riya içerisinde olduğu zaman kırılır tamir edilmez”...
HAMİD (RA): ”ALLAH (CC)bir kişinin hela kını isterse üç şeyle helak eder,birincisi ,ilim verir amel ettirmez.İkincisi,velilerle tanıştırır edep olmasını engeller .Üçüncüsü,amel kapısını açar ihlasla olmasını men eder“...
ABDURRAHMANİ TAHİ (KS): ”Necat bu üç şeyle olur ;İlim, Fıkıhla amel, Halis amel”...
Peygamber efendimize (SAV) ihlas nedir diye sormuşlar, Efendimiz: “Ben de CEBRAİLE sordum, O'da bende RABBİME sordum RABBİMDE şöyle buyurdu; “İHLAS,bir sırdır o sırrı sevdiğim kulların kalbine yerleştiririm ”...
CÜNEYD(KS): ”İHLAS kul ile ALLAH (CC)arasında bir sırdır ,melek onu bilmez onu yazsın ,şeytanda onu bilmez o ameli bozsun “...
RÜVEYM (RA): ”İHLASLI amel dünya ve ahi rette karşılık beklememektir ve hatta kişi sevap yazan melekten sevap yazmasını beklememesi lazım”...
Amel karşılıksız yapılmalı ,sırf ALLAH rızası için yapılmalı,cennete girebilmek için ve ya cehennemden kurtulmak için olmamalı.
”Mürit nefsini ancak İHLASLA tezkiye eder,bir gün SEHL (KS) sormuşlar, Nefse ağır gelen şey ne diye, oda cevaben ,İHLASTIR ,çünkü nefis ihlası tanımaz ve yine ihlas vesveseyi kaldıran tek unsurdur“...
EBU SÜLEYMAN DARİNİ (RA): ”Kul ihlaslı olduğu zaman (vesveseden ) (riyakarlıktan) kurtulur “...
ALLAH (CC) amellerin zahiri kısmına bakmaz,kulun kalbine bakar,hangi maksatla yaptığına bakar.
EBA EMAME(RA)rivayet ettiğine göre EFENDİMİZ(SAV)'E biri sorar; “Şan ve ecir için, savaşa gitse ne kazanır? o kişi bunu üç kere sormasına rağmen ,EFENDİMİZ hiçbir şey kazanmaz ,ve Efendimiz (SAV) “ALLAH (CC)ancak kendisi için yapılan ameli kabul eder “...
EBA HÜREYRE (RA)EFENDİMİZ (SAV ) : ”ALLAH (CC)cisminize suretinize bakmaz ancak kalbinize bakar “...
Kişi gösterişten kurtulması için mürşidi kamil edinmesi lazım: “Mürit ALLAHA,ALLAH İÇİN ibadet etmeli “...

İHLASI bozan şeyler
(1)AMELİNİ BEĞENMESİ.
(2)AMELİNİN KARŞILIĞINI BEKLEMESİ,
Dünya veya ahiret için yapmamalı ,ameli keramet ve ya makam için yapmamalıdır ,gizli şehvetlerden biri makam istemektir ,kul ameline güvenmemeli çünkü ALLAHIN rahmeti olmadan cennete girmeyecektir ,EFENDİMİZDEN rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuş: “Hiç biriniz cennete ameliyle girmeyecektir,buna karşı sahabeler siz demi ya Resulullah ,efendimiz evet bende ancak ALLAH IN rahmetiyle”..

(3)AMELİNDEN HOŞNUT OLMASI
Bu makam dan kurtulması için devamlı amelinin kusurlu görmesi lazım, ŞEDDAD BİN (RA)EFENDİMİZ şöyle dediğini duymuş: “Kim ki gösteriş için ORUÇ tutarsa,NAMAZ kılarsa veya SADAKA verirse şirk yapmış olur”...

SOFİ gösterişten uzak durmalı ALLAH İÇİN YAŞAMALI çünkü bazı büyükler şöyle buyurmuş: “SOFİ nefsi için yaşamaz ALLAH için yaşar “...

SAİD BİN SELAM(RA): ”RİYA BİLİNMEDEN İHLAS BİLİNMEZ ,ŞÜPHESİZ Kİ bir şeyin bilinmesi zıddına bağlıdır “...
İMAMİ RABBANİ (KS)bir mektubunda şöyle buyurmuş: “Yıllarca kazanılmayan şeyler ,İHLASLA bir saatte kazanılır”...

Bir menkıbe ile sohbetimi bitirmek istiyorum ,HZ ADEM (ASV)yer yüzüne indirildiği zaman vahşi olan hayvanlar ziyaretine geldi,oda hepsine dua etti ,bu arada ziyaret edenlerin içinde bir sürü CEYLAN vardı ve o CEYLANLARIN sırtlarını sıvazladı ,ve onlardan misk kokusu gelmeye başladı, bu CEYLANLAR geri döndükleri zaman ,ziyarete gelmeyen CEYLANLAR bu kokuyla karşılaşınca ziyarete karar verirler ve sonradan giden CEYLANLARDA misk kokusu hasıl olmaz,çünkü sonradan gidenler koku için gitmiş ALLAH İÇİN GİTMEMİŞLER...

EVLİLİK İLE İLGİLİ SOHBETİ

SEYYİD İHSAN EROL'UN SOHBETİ

Bilindiği üzere evlilik, insan hayatındaki en hassas en önemli geçitlerden bir tanesidir. İşin önemine baktığımızda hatta en kuvvetlisi bile diyebileceğimizi düşünüyorum. Çünkü taat için yaratılmış bir varlık olan insan oğlunun aileden öğrendiği, gördüğü, inanç ve yaşam tarzı;çoğu zaman bütün ömrünü tesis edecek bir hassasiyet arz eder.
İnsan ezelde büyük ve zor olan bir kulluk yükü yüklenmiştir. Allah (CC), bu yükü yüklenmekten, dağların taşların bile çekindiğini,kitabında apaçık ifade eder. Aynı zamanda insanın karşısında ciddi bir mücadele hatta savaş gerektiren güçlü düşmanları da vardır. Bunlar şeytan ve nefsdir. Her ikiside daima insanı taatten uzaklaştırıp,günah batağına saplamak için hiç durmaksızın çabalayıp dururlar.
İnsanın sorumlulukları ve imtahanı gerçekten çekindir. Bu zorlu yolu kat etmekte ilk ve en önemli durak ailedir. Ailede evlilikle başlayan ve huzurla ebede kadar gitmesi istenen bir birlikteliktir ki; doğru niyet ve doğru kişi ile yapılırsa;insanı ahrette vaat edilen cennet hayatının benzerinin böyle bir aile hayatında tadılabileceği sabit delillerle müjdelenmiştir.

Evliliğin dinimizdeki ve insan hayatındaki mutlak önemini ve hassasiyetini kısa da olsa anlatmaya çalıştık. Şimdi, bu devirde, evlilikle ilgili yaşanan yanlışlıkları ve hayati yanılgıları açıklamaya çalışacağız. Genç kardeşlerimiz, genç sofiler bu yazılanları dikkatle okuyup iyice anlayınız, ve böyle hatalara düşüp de hayatınızı zindana sakın çevirmeyiniz.
Evlenmeyle alakalı kararların verilme aşamasında, şöyle bir baktığımızda; karşılaştığımız fotoğraf; gerçekten sofiliğe uymayan ve tasavvufun dusturlarından oldukça uzak olan nahoş bir fotoğraftır. Çoğu sofilerin evlenme kararını istihareye yatarak vermeye çalıştıklarını görüyoruz. Öncelikle istihare sünnettir. Bunu bilmekteyiz ama, istihare de görülen rüyanın yorumunun nasıl ve kim tarafından ne derece sağlıklı yapılabileceğini hiç aklediyormuyuz? İstihareye yatıp da rüya görseniz nereden anlıyacaksınız, ne mana taşıdığını nasıl bileceksiniz? Sizler müttaki alimler misiniz ki rüyanızı yorumlayıp, ona göre hareket edeceksiniz. Hayır büyük bir yanılgı içine girmektesiniz. Bu yol sizi aydınlığa çıkarmayacaktır, bunu bilmelisiniz.
Bakınız, bu zamanda rüyanızı doğru yorumlayacak hoca bulmanız çok zordur. Ahmaklık içinde yüzmeyin. Hakiki alimlerin dışında, hiçbir insanoğlu bu rüyaları kolay kolay yorumlayamaz. Çok dikkatli olmalısınız, sakın ona buna inanarak, güvenerek rüyanızı anlatmayın, onların yorumuna dayanmayın. Karanlığa doğru sürüklemeyin kendinizi göz göre göre. Bana da çoğu zaman gelip soruyorlar, evlilik için değil yalnızca, çoğu zaman her işinizde de geçerli olmak üzere; hiçbir şeyi bu metotla halletmeye kalkmayacaksınız. Sadatlar, böylesini kesinlikle kabul etmemektedir.

İyice anlamanız için, bir daha yanlışa düşmemeniz için size bir hadis anlatacağım: Bir gün, bir sahabe-i kiram efendimiz rüyasında evinin yandığını görüyor. Sabah olup evinden çıktığında yolda birine rastlıyor ve rüyasını o kişiye anlatıyor. O adam da sahabeye rüyasını anlamadan ve bilmeden yorumlayarak; “evin yanacak” diyor. Sahabe (r.a.) oradan ayrılıp, doğru mescide yöneliyor. Bakıyor ki peygamber efendimiz (a.s.) mesciddedir. Hemen O’nun yanına varıyor ve gördüğü rüyayı peygamberimize de anlatıyor. Peygamber (a.s.): Evine git, evin yanıyor. buyuruyor.
İşte rüya nasıl tabir olunursa öyle zuhur eder. Rüya tabir ettirmek çok tehlikeli bir iştir. Hem bu devirde ehlini bulmak, doğru tabir elde etmek ise çok çok daha zorlaşmıştır. Bunun için yanlışlıklara, sapkınlıklara bulaşmayın, akıllı olun, mürşidinize sarılın, ona danışın. Şunu asla unutmayın ki; rüya, kuşun dilindeki yemek gibidir.

Bakınız, sakın bu söylediklerimi aklınızdan çıkarmayın. Eğer çıkarırsanız da siz bilirsiniz, zararını kendiniz çekersiniz, bunu size şeksiz, şüphesiz apaçık söylüyorum, daha anlamıyorsanız, değişik yorumlar yapıyorsanız S.İhsan sizin için başka bir şey yapamaz. Ah vah edip de yarın karşıma çıkmayın. Ahmaklık hakkı doğruyu bulduğu halde kabul edip almamaktır. Aha ben size hakkı gösterdim, ahmaklığı seçerseniz de kendiniz bilirsiniz.
Şimdi size evlilikle ilgili, yine çok önemli, bir başka problemimizi aktaracağım. Zamanızda sofi veya sofi olmayan bayanlar burçlara çok meraklılar, onlara inanıp, burçlar hakkında kitaplar okuyorlar, ve çeşit çeşit yorumlarda bulunuyorlar. Ne kadar yazık, ne kadar cahilce, hatta ne kadar ahmakça diyeceğim, kimse alınmasın, burçlara inanıp da, onlara göre hayatlarına yön vermeye çalışmak.
İnanın, bu bayanlar hakkı batılı bilmiyorlar, batılı hakka tercih ediyorlar. Ne kadar büyük bir hataya düşüyorlar.

Nedir bu burçlar, nerden çıkmışlar, kimlerden gelen malumatlarla bunlar araştırılıp, okunuyor ve inanılıyor. Gazetelerde, dergilerde ve kitaplarda burçlarla alakalı bilgileri nasıl hak ve doğru bulup da kafalarına sokuyorlar. Yazık, çok yazık çok üzülüyorum bunların haline.
Şimdi bir örnek vereceğim, vereceğim bu örnekle alakalı cevaplar bekliyorum sizlerden, bana düşündüklerinizi, anladıklarınızı yazınız. Bir erkek bir bayanı istedi. O bayan da adamın burcunu öğrendi. Ve inceleyip sonunda, huyunu suyunu burçlara göre kendine hiç mi hiç uymadığını gördü. Ama yine de evlendi. Sonra o adam öyle bir değişti ki sofi oldu. O bayan bilmiyor mu ki? Sadatın nazarı neleri, kimleri değiştirir. Allah’ın izni ile o nazar ahlakı baştan başa değiştirir, kötü huylar yerini güzel ahlaka ve güzelliklere bırakır. Hatta, öyle bir hal yaşanır ki, o bayanın umduğundan, hayal ettiğinden daha kamil bir ahlak ve muameleyle karşı karşıya kalır ki, bun hayran olur, ve mürşidine nasıl teşekkür edeceğini bile şaşırır kalır. İşte o zaman ne olacağını, o burçların söylediklerinin bilmem nerede kalacağını tahmin edebiliyorsunuzdur diye düşünüyorum.
Pek çok insan sofi olsun diye arzu etmekte, hayatını birleştireceği insanın. Bu önemli bir tercih fakat, en önemli tarafı; birbirinizle anlaşmanız, uyuşmanızdır. Belki sofi olur, veyahut da ilerde sofi olur. O vakitte elbette daha güzel olur. Siz anlaşabileceğiniz, uyum içinde hayatınızı idame ettirebileceğiniz kişileri eş olarak seçin. Bakın bu hayatınız için çok çok önemlidir.
Sonra bakıyorum da, çok üzülüyorum, yazık oldu diyorum, burçlara inanarak veya başka tercihlerle evleniyorlar, mutlu olamıyorlar, huzur bulamıyorlar da, boşanmak mecburiyetinde kalıyorlar. Ben size anlattım, akleden bu yazıyı okuyan, bu tür yanlışlara düşmez.

KEVSER

KEVSER HAVUZU
Bir HadisOradan bir defa içen, artık sonsuzlara kadar susamaz.
Onun genişliği bir aylık yoldur.
Onun suyu, sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır.
Onun çevresinde o kadar bardak vardır ki, yıldızların sayısı kadardır.

Ehl-i sünnet olanlar, Resulüllah S.A. efendimizin kıyamet günü, Kevser Havuzu olduğuna itikad eder.

Kıyamet günü, müminler oradan içeceklerdir; kâfirler içemezler.

Bu Kevser Havuzuna gidip oradan içmek; sırat köprüsünü geçtikten sonra ve cennete girmeden evvel olacaktır.

Oradan bir defa içen, artık sonsuzlara kadar susamaz.

Onun genişliği bir aylık yoldur.

Onun suyu, sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır.

Onun çevresinde o kadar bardak vardır ki, yıldızların sayısı kadardır.

Kevser Havuzundan akan iki oluk vardır.

Onun aslı, cennette olup bir parçası dahi arafat dağmdadır.

Kevser Havuzunu, Sevban r.a. tarafından rivayet edilen bir hadis-i şerifte Resulüllah S.A. efendimiz anlatmıştır :

— «Kıyamet günü ben, Havuzunum yanında olacağım.»

Resulüllah S.A. efendimize bu Havuzun genişliği sorulduğu zaman şöyle buyurdu :

— «Benim bu makamımla Amman arası kadar uzun ve geniş bir alandır.

Onun içimi, sütten daha beyaz, baldan dahi daha tatlı olarak içilir. Onun iki oluğa vardır; biri gümüşten, diğeri de altındandır. Ondan bir kere içen, artık sonsuzlara kadar susamaz.» Resulüllah S.A. efendimiz, Abdullah b. Ömer r.a. yolu ile gelen bir başka hadis-i şerifinde ise, şöyle buyurdu :

— «Toplanacağınız yer, Havuzumdur. Onun uzunluğuna misâl İlâ ile Mekke arasıdır ki, bir aylık yoldur.

Onun çevresinde, yıldızların sayıları kadar bardaklar vardır.

Onun suyu gümüşten daha beyaz olup oraya gelen ve bir kere içen bir daha susamaz.

Peygamberlerden her birinin havuzu vardır; salih peygamber müstesna. Onun havuzu da devesinin memesidir.

Her ümmetin müminleri ondan içerler; kâfirler değil..»

Resulüllah S.A. efendimizden gelen bir başka hadis-i şerifte ise, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu :

— «Havuzumun alanı, Aden ile Amman arasıdır. Çevresinde içi boş inciden çadırlar vardır.

Onun çevresindeki kaplar, gökteki yıldızların sayıları kadardır.

Oranın çamuru, pek güzel kokulu misk gibidir.

Onun suyu, sütten daha beyaz, kardan daha soğuktur. Baldan daha tatlıdır. Ondan bir kere içen, artık sonsuzlara kadar susamaz.

Kıyamet günü, birtakım kimseler benden uzaklaştırılırlar. Tıpkı: Yabancı deve, diğer deve sürüsünden uzaklaştırıldığı gibi.. Onlara :

— Gelin gelin..

Dediğim zaman, bana şöyle denir:

— Sen bilemezsin, senden sonra bunlar ne icatlar çıkardılar.. Sorarım onlara :

— Ne gibi icatlar çıkardılar?. Bana şöyle denir:

— Bunlar, dini değiştirdiler, her şeyi tebdil ettiler.. Aslını bozmaya çalıştılar..

Bunun üzerine şöyle derim :

— Azab onlara., uzaklık onlara..»

Mutezile, Resulüllah S.A. efendimizin Kevser Havuzunu inkâr etti. Bu yüzden de ondan içemeyecek; şayet tevbe etmezlerse, susuzluktan yanarak cehenneme gireceklerdir. Zira, onlar : Hakkı inkâr ederler, âyetleri, haberleri ve rivayetleri inkâr ederler.

Enes r.a. Resulüllah S.A. efendimizden dinlediği bir hadis-i şerifi şöyle anlattı :

— «Şefaatimi inkâr edene ondan nasip yoktur. Havuzumu inkâr edene ondan nasip yoktur.»

GUNYET'ÜT TALİBİN

YEMEK YEMEK

DOKTOR AHMET ÇAĞIL ANLATIYOR (3)
Dr. Ahmet AnlatıyorPERDELERİ KALDIRMAK OLUŞMASINI ÖNLEMEK
Perdelerin oluşmaması kalkması için Şahı Nakşibend hazretlerinin yemek adabını tatbik etmek lazım. Buyurdular ki; yemek yerken, sofra başında kendinizi Allah’ ü Tealanın huzurunda biliniz. O’ nun verdiği nimeti yediğimizi unutmayınız buyururdu. Cemaat ile toplu halde yemek yerken içlerinden biri ağzına gaflet ile bir lokma alsa;”Önündeki yemeği, Allah’ ü tealanın huzurunda olduğunu unutmadan ye! Allah’ u Tealayı hatırla başka şeyler düşünme,[ Demek ki televizyon seyrederken, başka şeyler konuşurken,(ticaret, siyaset, oyun başka lüzumsuz bilgiler] yeme. Allah’ ü Teala sana senden yakındır onu düşün.” Buyururdu.

Bir yemek gaflette, öfke ile veya zorla pişirilse, o yemekten kendisi yemez, yedirmezdi,

Rivayet edilirki, bir zaman Şahı Nakşibent hazretleri Gazyut denilen bir yere gitti. Orada talebelerinden birisi onlara yemek getirdi. Şahı Nakşibent Hz. leri buyurdu ki ; “ Bu hamuru yoğuran ve yemekleri kimse başlamasından bitirmesine kadar gadap halinde idi, kızmış halde idi, biz ondan bir şey yiyemeyiz. Zira böyle yapılan yemekler de hiçbir hayır ve hiçbir bereket yoktur. Belki de şeydan yemek yaparken hep onunla bulunmuştur. Bizler böyle bir yemeği nasıl yiyebiliriz?”

Buyurdu ki ;” Yenilecek bir gıda, bir yiyecek her ne olursa olsun gaflet içinde, gadapla veya kerahetle hazırlansa, tedarik edilse, onda hayır ve bereket yok. Zira ona nefs ve şeytan karışmıştır. Böyle bir yemeği yiyen kimsede mutlaka çirkin netice meydana gelir. Gaflete dalmadan yapılan ve Allah’ ü Tealayı düşünerek yenen helal ve halin yiyeceklerden hayır meydana gelir.”

İnsanların halim ve Salih ameller işlemeye muvaffak olamamalarının sebebi; yemede ve içmede bu hususa dikkat etmediklerinden ve ihtiyatsızlıktandır. Her ne hal olursa olsun, bilhassa namazda huşu ve hudu halinde bulunmak, zevkle ve gözyaşı dökerek namaz kılabilmek helal lokma yemeğe, Allah’ ü Telayı hatırlayarak yemek pişirmek ve yemeği Allah’ ü Tealanın huzurunda imiş gibi yemeğe bağlıdır. “ Vücuduna haram lokma karışmış bir kimse namazdan tat duymaz.” 

Tasavvuftaki hallerinin kaybolduğunu söyleyen bir talebesine; “ Yediğin lokmaların helalden olup olmadığı araştır.” Buyurmuştur. Talebesi araştırdığında yemeğini pişirirken ocakta helal olup olmadığına şüpheli bir parça odun yakmış olduğun tespit ederek tövbe etmiştir. Namazda huşu, Hudu nasıl elde edilir? Diye sorulunca buyurdu ki ; “ Huzurlu bir halde helal lokma yiyeceksiniz. Huzur ile abdest alacaksınız ve namaza başlarken iftitah tekbirini, kimin huzurunda durduğunuzu bilerek düşünerek söyleyeceksiniz.” 

Mazhar-ı Can-ı Canan Hazretleri; Bir defasında bir iftar vaktinde yemek yerken gafil birine ait olan bir ekmeği talebeleri paylaşmışlar, bir parçada Mahzar-ı Can-ı Canan hazretlerine vermişlerdi. O gece teravih namazından sonra yenilen o ekmek sebebi ile batınlarına tesir ederek zarar verdiğini belirterek, bu zarardan ancak namaz kılmak ve okunan Kur’an –ı kerim- i dinlemekle kurtuldum.” Buyurdu. Talebesi Abdullah’ ı Dehlevi Hazretleri bu söz üzerine “ Şüpheli bir lokma, onların mübarek batınlarında nur dosyalarında böyle bir değişmeye, zarara sebep olursa bizim halimize ne denir.! Buyurmuştur.

Muhammed Çelebi Sultan ( 15. Asır Eğridir.) 

Daha küçük yaşta iken babasını ziyaretine gelenler içeride iken ıslahı mümkün olmayan kimselerin ayakkabılarını ters çevirir! İyi kimselerininkini ise düzgünce koyardı. Küçük yaşında günahkar ve Salih insanı ayırır ve söylerdi. Melekleri görür ve gördüğü şeyleri söylerdi. Babası çarşıdan alınan çörekten yedirince bu hali kırk gün kaybolur. Kırk gün sonra yine görürdü. Niçin gördüklerini söylüyorsun? Dediklerinde bana; “ Gördüklerini söyle sana zararı yoktur diyorlar.” Derdi. On yaşına kadar bu hali devam etti. Sonra gizledi. 

 

« Önceki :: Sonraki »